9- Fıkıh ve Tıp Açısından Anatomi

04 December 2025 24 dk okuma 6 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 3 / 6

İslâmî bakış açısında ilk esas, fıkıhların icmâsına ve kat’î delillere dayanarak, Müslüman meyyitin bedeninin kesilmesine caiz olmamasıdır ve böyle bir girişimde bulunmak, diyet ödemeyi gerektirir. Ancak bizi derin bir tahkike yönlendiren şey, bu hükmün gerçek sınırlarını ve alanını tanıyor olmamızdır. Nitekim bunu keşfetmeden, günümüz dünyasının ihtiyaçlarına uygun olan cevap elde edilemez. Bu araştırma doğrultusunda İslâm’ın her asırda beşerî toplumların ihtiyaçlarına ve gerektirdiklerine genel bakışı, hükmün felsefesi, mahiyeti ve de çağdaş kısıtları ve karinelerinin her biri özel bir rol oynayacaklardır.

Hürmetin Felsefesi ve Mahiyeti

Teveccüh gösterilmesi gereken ilk mesele, Müslümanın bedeninin teşrihine cevaz verilmemesinin nasıl bir hüküm olduğunu ve ne gibi özelliklere sahip olduğunu bilmemizdir. Bu alanda çeşitli ihtimaller ve görüşler vardır ve her biri kendine özel semereleri ve neticeleri ardından getirmektedir.

a) Zâtî Hürmet

İlk görüş şöyledir: “Hürmet” kelimesi “yasak” anlamındadır. Bunun naslarda kullanımı –başka bir anlamda kullanılmasına dair bir karine olmaması durumunda- hürmetin mükellefiyete tabi olduğunu ifade eder ve müstakil ilahî hudutlardan biridir. Böyle bir varsayım, sonraki görüşte beyan edilecek karinelere göre uzak görünüyor. Her şekilde bunun kabul edilmesinin neticeleri vardır ki aşağıda bunlara işaret edilecektir:

1. Bu esasa göre cesedin sahibinin önceden onayının veya ebeveynlerinin ve varislerinin izninin hiçbir rolü yoktur ve vasiyet bir nüfuza sahip değildir. Zira onay ve izin, sadece şahsın sultası ve mâlikiyeti alanında geçerlidir, ilahi hudutlar dairesinde değil.

2. Yukarıdaki varsayımda teşrihe veya bir uzvun kesilmesine cevaz için “ehem ve mühim” veya “aciliyet” kaidesinden faydalanılabilir mi? Örneğin bir kimse beyin ölümüne müptela olmuşsa ve kalbi de çok kısa bir süre içinde kesinlikle duracaksa, onun kalbi ikinci bir şahsa nakledilerek canı kurtarılabilir mi? Böyle bir durumda acaba bir Müslümanın canını korumakla ilgili –ölmekte olan veya yeni ölmüş olan başka birinin uzvunu keserken hürmet yükümlülüğüne riayet etmeye ilaveten- bir vazifemiz yok mudur? Aynı şekilde acaba toplum için birçok faydalı neticesi olan ilmin gelişmesi, Müslümanın bedeninin kesilmesinin yasak olması ölçüsünden daha üstün bir maslahata sahip değil midir? Bununla ilgili iki farklı görüş mevcuttur:

2.1. Bazı fakihlerin söylediğine göre, Müslümanın canının korunmasının, başka bir Müslümanın teşrihine veya bedeninin bir uzvunun kesilmesine bağlı olduğu durumlarda, onun canının korunmasıyla ilgili yükümlülük esasında –böyle haram bir mukaddimeyle- şüphe duyarız. Diğer taraftan bu alanda özel bir delil yoktur ve mevcut ıtlaklar, onu kapsama hususunda eksiktir. Bu yüzden bu mesele, “yükümlülüğün ispatında şüphe”nin mısdakıdır ve böyle durumlarda ilk kaide “berilik”tir. Böyle bir esasın varlığıyla teşrihin hürmetinin delilleri rakipsiz kalmakta ve hürmet kesinleşmektedir. Bu amel sadece kesmenin veya ayırmanın yüzeysel olduğu bazı durumlarda caiz olacaktır. Yani derinin veya etin, örfte meyyite veya canlı şahsa karşı cinayet denmeyecek ölçüde bedenden ayrılması durumu için geçerlidir.

2.2. Diğer bazılarının görüşüne göre şüphesiz İslâm’da toplumsal maslahatlar ve ilmin gelişmesi, kişisel ahkâm ve maslahatlardan daha öte bir değere sahiptir. Diğer taraftan açıktır ki mukaddes şeriat koyucu Allah, Müslümanların canının korunmasına çok önem vermektedir. Öyle ki kendinin veya bir başkasının canını korumak için takiye etmeyi, büyük farzlardan biri unvanıyla tanıtmıştır ve zulüm yapan hâkim tarafından verilen sorumluluğu kabul etmeyi –ki normal şartlar altında kesinlikle onaylanmaz- böyle bir hedef doğrultusunda caiz saymaktadır. Aynı şekilde birçok haramı, kendinin veya bir diğerinin canını korumayla bir araya geldiğinde caiz saymış ve bazı vacipleri de haram kabul etmiştir. Bu hükümlerin tamamına ve İslam’ın diğer toplumsal kurallarına bakarak, İslam dünyasının ilmî gelişiminin veya Müslümanın canının korunmasının ölünün teşrihine veya bir uzvunun kesilmesine bağlı olursa caiz olmakla kalmayacağını, bazı durumlarda da vacip olacağını söyleyebiliriz. Dinî metinlerde bunun en iyi şahidi, hamile kadınlarla ilgili olan delillerdir. Hamile kadınların ceninleri ruha sahip olduğunda annenin karnının kesilmesine ve bebeğin dışarı çıkarılmasına izin verilmektedir. Bu görüşün birkaç neticesi vardır. Mesela:

- Teşrihin veya uzvun kesilmesinin vacip olması durumunda izin veya rıza almanın lüzumu yoktur. Zira rıza, cesedin sahibi veya velileri için bir hak söz konusu olduğunda gereklidir. Teşrihe cevaz verilmemesi ilahî sınırlar içinde olduğunda ve bazı özel durumlarda da –konunun zarureti veya ehemmiyetine göre- vacip olduğu hükmü sadır olduğunda, aslında bir başkası için, şeriat koyucunun belirlediğinin dışında bir hak kalmamış olur. Örneğin şeriat, diyet verilmesini gerekli görebilir.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar