ALLAME TABÂTABÂÎ'NİN BAKIŞÇISI EKSENİNDE İSLAM MEDENİYETİNİN ÖZELLİKLERİNİN TAHLİLİ

04 December 2025 41 dk okuma 11 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 8 / 11

Kur'an'da emsalleriyle mücadele edilen bu gelenekler arasında kolektif davranışı ortadan kaldıran ve toplumdaki bir kesimin zararına olan “hamiyet” vardır. Bu cahiliye inancı, yani şiddetli taassup ve öfke, “اِذْ جَعَلَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا ف۪ي قُلُوبِهِمُ الْحَمِيَّةَ حَمِيَّةَ الْجَاهِلِيَّةِ” (48/Fetih 26) (İnkâr edenler, kalplerine öfkeli taassubu, o cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi) ayetinin dikkat çektiği gibi, cahiliye döneminin kültürüne ait bir diğer bileşen sayılmaktadır. Müfessirler cahiliyedeki asabiyet ve taassubun menşeini, kimi zaman atalardan miras ve yalnızca hak ve hakkaniyet karşısında teslim ve bağlılığı engelleyici âdet ve geleneklerden kaynaklanan gurur ve böbürlenmeye dayandırmaktadır. (Bkz: 1372, c. 9: 191; Fahri Razi, 1420 Kameri, c. 28: 85). Bir grup müfessir de cahiliyedeki hamiyetin, kâfirlerin aklını örten öfke dolu taassup olduğuna inanmaktadır. (İbn Âşur, tarihsiz, c. 26: 163; Tabâtabâî, 1417 Kameri, c. 18: 289; Fadlullah, 1419 Kameri, c. 21: 123). Başka bazı müfessirler ise cahiliyet hamiyetine, belli bir inanç ve yol ile kayıt altına almaksızın gurur, böbürlenme ve kibir anlamını vermektedir. (Bkz: Sadıkî Tehranî, 1365, c. 27: 201; Tantavî, tarihsiz, c. 12: 281). Bundan dolayı taassup, hakikati kavramaya mâni olmakta ve medeniyetin gelişmesini engellemektedir. Dolayısıyla hakikatten uzaklaşmayı ve aklı kullanmamayı cahiliye tutuculuğunun sonuçları arasında saymak mümkündür. Bunun sonu da değerlerin değer karşıtlığına ve tam tersine dönüşmesi ve İslam medeniyetinin çöküşünde önemli etkenlerden biri haline gelmesidir.

Bu işi yapan ilk kişi Kuleyb b. Vâil idi. Peygamber (s), İslam'ın zuhuruyla birlikte “hamiyet”i men etti ve onu, cahiliye döneminin eylem ve işlerinden biri saydı. (Cevad Ali, 1367, c. 7, s. 149). Yanlış toplumsal geleneklerden biri de “isti'sar”dır. İsti'sar şöyle tanımlanır: “اسْتَأْثَرَ فلان بالشي‏ء:ای استبد به و خص به نفسه” (Falanca bir şeyin kontrolünü ele geçirdi: Yani, onu kontrol altına aldı ve onu kendine ait kıldı.) Genel olarak İslam, isti'sar yoluyla ve başkasının hakkına el konarak ya da çalışıp çabalamaksızın elde edilmiş her türlü kazanç ve gelire karşıdır. Kur'an-ı Kerim şöyle buyurur: “يا أَيُّهَا الَّذينَ آمَنُوا لا تَأْكُلُوا أَمْوالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْباطِلِ إِلاَّ أَنْ تَكُونَ تِجارَةً عَنْ تَراضٍ مِنْكُمْ وَ لا تَقْتُلُوا أَنْفُسَكُمْ إِنَّ اللَّهَ كانَ بِكُمْ رَحيما” (4/Nisa 29). Allame Tabâtabâî, başka birinin malları üzerindeki tüm kontrollerin “اکل”nin örnekleri olduğunu savunmaktadır. İnancı şudur: Mallar üzerindeki sözkonusu kontroller bir tür mallara musallat olmaya tabidir. Mallar üzerinde “اکل فلان المال” çerçevesiyle ortaya konabilen kontroller grubudur bu. Bir tür musallat olma ile içiçe başkalarının o mallar üzerindeki hakimiyetini kesip atmaktır.

Bundan dolayı aralarında faiz, kumar ve ketreli muamelenin de (tarafların veya bir tarafın ne verdiğini ve ne aldığını bilmemesi) bulunduğu her bâtıl mal, karaborsacılık ve isti'sar işlemini de kapsamaktadır. Bu da toplumun sütunlarının yıkılmasına sebep olarak toplumun parçalarının darmadağın olmasına ve o toplumun ürettiği medeniyetin ve insanların ortadan kalkmasına yol açacaktır. (Tabâtabâî, a.g.e., c. 1, s. 417-418).

Sonuç olarak yanlış toplumsal ve kültürel gelenekler toplumların medenileşmesinin önünde engel görülmektedir. Bu, kültürel, iktisadi vs. ilerlemeler karşısında ve insanların hayat şartlarının daha da iyileştirilmesi önünde set oluşturarak gerçekleşmektedir. Böyle bir kötü etki nedeniyle de ayetlerde, rivayetlerde ve Müslüman müfessirlerin görüşünde bu tür geleneklerle mücadele öne çıkmaktadır.

2-6. Sosyal birlik:

Medeniyetlerin ortaya çıkışı ve medeni toplumların temelinin güçlenmesinde etkili olan diğer bir önemli özellik, dayanışma ve sosyal birliktir.

Birlik ve tek parça olma hali, Peygamber-i Ekrem'in (s) davetinin başlangıcından itibaren İslam'ın ilgi konusu olmuştur. Kur'an-ı Kerim çok sayıda ayette Müslümanları birlik ve uyuma çağırmaktadır. Çeşitli ifadelerle bu önemli konu üzerinde durulmuştur. “واعتصموا” (3/Âl İmran 103), “آل اصلحوا” (49/Hucurat 9-10), “رابطوا” (3/Âl İmran 200), “تعاونوا” (5/Maide 2), “السلم” (2/Bakara 208), “اصلاح بین الناس” (4/Nisa 114), “الّف بین قلوبکم” (3/Âl İmran 103), “امه واحده” (21/Enbiya 92), “اخوت” (33/Ahzab 5), “موّدت” (9/Tevbe 11) gibi ifadeler. Bu kelimelerin anlamı, doğrudan veya dolaylı olarak İslam toplumunda birliğin büyük önemine ve yüksek yerine delalet etmektedir.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar