Kur'an “tevhid”i eksen alarak herkesi Allah'la irtibata veya Allah'ın ipine sımsıkı sarılmaya çağırmaktadır: “وَ اعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللَّهِ جَميعاً وَ لا تَفَرَّقُوا” (3/Âl İmran 103). Allame Tabâtabâî, ayette geçen “vahdet”e şöyle anlam vermektedir: “Bu ayet entegre topluluğun hükmüne itiraz etmektedir. Bunun nedeni de ‘جَميعاً’ ve ‘وَ لا تَفَرَّقُوا’ buyurulmasıdır. Öyleyse bu iki ayet, bireye Kitap ve Sünnet'e yapışma talimatı vermesinin yanısıra İslam toplumuna da Kitap ve Sünnet'e sarılmayı, dinî ilerlemeyle birlikte hareket eden bir toplum olmayı emretmektedir.” (Tabâtabâî, a.g.e., c. 3, s. 369).
Allame Tabâtabâî, toplumda Müslümanların vahdetinin önemi ve İslam medeniyetinin gelişmesindeki etkisi üzerine “قالَ یَا بْنَ أُمَّ لا تَأْخُذْ بِلِحْیَتِی وَ لا بِرَأْسِی إِنِّي خَشِيتُ أَنْ تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَنِي إِسْرائِيلَ وَ لَمْ تَرْقُبْ قَوْلِي” (20/Taha 94) ayetinin izahında şöyle yazar: “إِنِّي خَشِيتُ أَنْ تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَنِي إِسْرائِيلَ وَ لَمْ تَرْقُبْ قَوْلِي” ayeti, örtülü bir meselenin gerekçelendirilmesidir. Bunun sebebi kelamın buna delil oluşturmasıdır. Meseleden anlaşılan şudur: Eğer iş nereye varırsa varsın buzağıya tapınmayı önlemek isteseydim ve buna direnseydim bana küçük bir azınlık dışında kimse itaat etmezdi. Bu da İsrail oğullarının iki gruba bölünmesine sebep olurdu. Biri mümin ve itaatkâr, diğeri ise müşrik ve isyankâr. Bu ikiye bölünme hali de birliklerinin ortadan kalkmasına yol açardı. Görünüşteki ittifak ve birlikleri, yerini tefrika ve ihtilafa bırakırdı. Hatta iş birbirini öldürmeye bile varabilir ve o çağdaki medeniyetin zayıflamasına neden olurdu. Bu nedenle bana verdiğin ıslah talimatını düşündüm. Demiştin ki: “أَصْلِحْ وَ لا تَتَّبِعْ سَبِيلَ الْمُفْسِدِينَ” Sonra geri döndüğünde kavminin düştüğü tefrika ve ikiye bölünmüşlüğü görmenden ve “فَرَّقْتَ بَيْنَ بَنِي إِسْرائِيلَ وَ لَمْ تَرْقُبْ قَوْلِي”, “Talimatıma uymadın ve İsrail oğullarının arasına tefrika soktun” demenden korktum. (Tabâtabâî, a.g.e., c. 14, s. 193-194). Allame'nin “sosyal topluluklarda ve İslam medeniyetinde birliğin zarureti” görüşünü açıklarken dinî meselelerde sosyal görüşün zorunluluğuna da değinmek gerekir. Onun görüşüne göre Kur'an ve Sünnet her konuda söz söylemektedir. Bireysel boyutun yanında toplumsal boyut da vardır ve Müslümanlar her yerde, her konuda Kur'an ve Sünnet'in görüşünü açıklamak ve bu iki kaynakla irtibatlı olarak görüş bildirmekle, onun toplumsal boyutuna dikkat etmekle ve bu boyutu kesinlikle korumakla görevlidir.
Allame Tabâtabâî, izahatının devamında şöyle der: “Şia, çoğunluğun bazı tarzlarına ve yöntemlerine yönelik eleştiri ve itirazlarda bulunmasına ve bu tür bozuklukları ıslah edebilmek için büyük çaba sarfetmesine rağmen asırlar sonra güvenlik ve bağımsızlık nimetinden bir miktar nasiplendiğinde, bu yöntemler ve tarzların İslam toplumunda ve İslam medeniyetinde derin kök salması, genelin arasında da âdetlere ve ikincil tabiat haline gelmesi nedeniyle bu kökü sökmede ve ilk dönemdeki pâk İslamî tarzı yerine koymada başarılı olamadı. Bunların en önemlilerinden biri, Kur'an-ı Şerif'in var edilmesini ve korunmasını vurgulayarak emrettiği, Nebiyy-i Ekrem'in de (s) davet edip asla gözardı edilmemesini tavsiyede bulunduğu toplumsal düşünce idi. Müslümanlar, Kitap ve Sünnet ile bir şekilde temasta olması gereken her nazariyede toplumsal düşünerek her mümkün temas vasıtasıyla görüş ayrılığının ortaya çıkmasını ne pahasına olursa olsun önlemekle yükümlüydüler. Fakat Peygamber-i Ekrem'in (s) vefatı ve ihtilafların ortaya çıkmasıyla birlikte bu üslup terkedildi ve tüm İslamî işlerde, hatta oluşmuş kültürde bile görüş ayrılığı yaşandı. Herkes ayrı bir yol tuttu ve kendisine mecburen bireysel bir hayat kurdu... Şia'nın arasındaki dinî ve zevke dayalı bütün ihtilaflar, İslam'ın ilk döneminde yeşermiş ihtilaflar kökünden ve dinî düzenin bozulmasından türemiş filizlerdir. Hepsi de aynı köke rücu eder: Kur'an'ın talimatlarından birinin yere çalınması. O talimat da Müslümanlara toplumsal düşünme görevi veren emir ile fikir ve inançta birliği koruma yükümlülüğüdür. (A.g.e., c. 18, s. 50-52).
2-7. Ahlak eksenlilik: