Allâme Tabâtabâyî’nin düşüncesine ve insanbilimin dinbilimini anlama noktasındaki benzersiz rolüne dair görüşüne göre dinin tanımında dikkat çeken önemli nokta, insanın hayatını sürrdürürken ihtiyaç duyduğu ahkâm ve kânunları sabit ve değişken olarak ikiye ayırmış olmasıdır: Sabit ahkâm ve kânunlar, insanın yaşamsal menfaatlerini koruyucu kurallardır. Umumî ahkâm denilen türden itikâtları da kapsayan bu ahkâm ve kanunlar, kendisine din adı verilen şeydir. Medenîleşmenin getirdiği teknoloji, medeniyet ve bunların gerektirdiklerine bağlı olarak ortaya çıkan değişken ahkâm ise din diye adlandırılmaz. (age: 79-81)
Elbette Tabâtabâyî bu tür kanunları din diye adlandırmasa da sabit ahkâmın sınırları dışında da saymaz. Veliyy-i emrin konumunun beyanıyla sâbit ahkâmdan beşer hayatının gerektirdiği değişkenlikler alanına kadar sâbit hükümler, din ve beşer hayatının muhtelif boyutlarının idaresi arasında uygulama bağı resmeder. Din sahip olduğu bu canlı ve hareketli yolla muhtelif asırların ve medeniyetlerin gerektirdiklerini de beyân eder. (age: 85-89)
Allâme Tabâtabâyî’nin Düşüncesinde Genel Din Sistemi
Allâme Tabâtabâyî kadim İslâm düşünürleri gibi itikâtlar, ahlâk ve ahkâm üçlüsünü kabul eder:
İslâm bu görüşün (ubûdiyet ve tevhîdin yaşamdaki kurtarıcılığı) detaylı teşhisi merhalesinde beşeriyet âlemine bir dizi itikât, bir ahlâkî rabıta ve bir takım kanunlar önermiş ve bunları tâbi olunması gereken hukuk olarak tanıtmıştır. Adını da değiştirilemez semâvî din koymuştur. Elbette bu üç merhalenin (itikât, ahlâk ve ahkâm) her bir cüzü diğer cüzlerle ve kemâlin diğer merhaleleriyle irtibattayken aynı zamanda azîm yaradılış düzeniyle de tamamen uyum içerisindedir. (age: 84; Tabâtabâyî, 1371: c. 4, 192)
Ancak Allâme Tabâtabâyî’nin bu üçlü düşünce sistemine yeni bir rûh bahşeden şey sınıflandırma ölçütünde ve bu üçlünün nasıl oluştuğunda değildir; O’nun ispat için geniş din mecmuasını varlıkbilimsel düzenle, dünyadaki gerçek değişkenlerin etkisindeki insanın yaradılışını eş zamanlı okuma çabasındadır. Nitekim bu değerli bir telaştır ve de O’nun bütün düşünce sisteminde ve yazmış olduğu eserlerinde özgür bir düşünceyle bunu ispatlama peşinde olduğu iddia edilebilir. Gerçekçilik, sloganik söylemlerden uzaklaşmak, fıtrî insana ulaşmak ve tabiî insanla sohbet etmek telaşı, O’nun nazarındaki genel din sistemini diğerlerinden ayıran detaydır, az bulunan ve ümit veren özelliklerdir.
Gerçekçilik (realizm), Allâme Tabâtabâyî’nin genel din sisteminin açıklanmasında önemli bir anahtar kelimedir. Buradan itibaren O’nun düşünce düzenini anlatarak, bunun Allâme’nin dinbilimini diğerlerinden ayıran nokta olduğunu göstermeye gayret edeceğiz:
Bir kimse kutsal İslâm dininin hakiki kaynaklarına -ki bunlar kitap ve sünnettir (Kur’ân ve hadis)- başvurursa her cümlesinin insanın gerçekçiliği üzerine kurulu olduğuna dair tereddüt etmeyecektir. İslâm bu gerçekçilik esası üzerine başka bir vicdânî hüküm koyar ki o da şudur: İnsan her durumda Hakk’a uymalıdır. Yani eğer bir şey hakiki nazar yoluyla ona âşikâr olduysa, buna göz yummak yerine kendisini ona teslim etmelidir. Amel merhalesinde de insan, her ne kadar isteklerine ters düşse de, gerçekte kendi maslahatına olacak şekilde hareket etmelidir. (Tabâtâbâî, 1388B: c.1, 90)
Elbette insanın gerçekçiliği gerekli bulması, gelişimi takip etmesinin lüzumu, yoldan geçip dünyâ ve ahiret kurtuluşuna ulaşması, insanın düşünce gücü ve irade gücünün takviyesi, aslında gerçek şartların mülâhazasıyla mümkündür. Bu yolla itikatlar ve psikolojik bilim dalları yeni bir bakış açısı, ahlâk da gerçekçi ve insanî bir vizyon kazanır. Aynı şekilde tam da tabiî insan düşüncesine uygun kanunlar ve kuralların ortaya koyulabileceği şartları hazırlar.
Bu makalede bu yaklaşımla Allâme Tabâtabâyî’nin düşünce sistemi maddelerini beyan etmeye çalışacağız. O’nun nazarındaki genel din sisteminin gerçekçi bakış açısıyla anlatılması dikkat çekici olacaktır. Bu esasa göre O’nun düşünce temellerinden ve bazı teorik sunularından bahsedilecek ve bunların düşünce sisteminin temelleri ve yapısı üzerine yansıyan rolleri irdelenecektir.
İtikatlar