Allâme Tabâtabâî’nin Burhân-ı Sıddîkîn’inin Sistematikliği

04 December 2025 42 dk okuma 10 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 6 / 10

Gerçekte Allâme’nin burhanı bir nazariyeyi temel almaz. Aksine burhanının (ve benzeri) doğruluğu zorunlu akla dayanıyor olması nedeniyle nazariyeleri ölçen bir mihenk taşı niteliğinde olabilir. Eğer bir nazariye bu gibi burhanlara ters düşüyorsa, söz konusu burhanlar değil, nazariyeler tereddüt konusu haline geleceklerdir. Çünkü bu burhan evveliyâta dayanmıştır. Eğer burhan bir tereddüt konusu haline gelirse, [öncelikle] onun bu zaafını öncüllerinde aramak gerekir. Dolayısıyla Allâme’nin burhanının nefsü’l-emrin bağımsız nazariyesine göre eksik olduğu öne sürülemez. Belki aksine nefsü’l-emrin bağımsız nazariyesinin zorunlu akla dayanan muteber bir burhanla uyuşmadığından dolayı – eğer uyumsuzsa– geçersiz olduğunu söylemek gerekir. Yine nefsü’l-emrin bağımlı nazariyesinin de olumsuz heliyye-i basîteleri yorumlama biçimi nedeniyle zorunlu akla dayanan muteber bir burhanla çatışmasından –eğer uyuşmuyorsa– mütevellit hükümsüz olacağını ya da işlevsiz kalacağını da eklemek gerekir. Nitekim bir burhanın işlevselliğini veya işlevsizliğini, suret ya da maddesinin mantıken problemli olup olmaması belirler. Eğer bir istidlâlde evveliyâttan faydalanıldığı ve bu minvalde/buna bağlı olarak kesin (yakînî) bir sonuç verdiği iddia ediliyorsa onu eleştirirken ya öncüllerinin evveliyâttan olmadığı (en azından bunlardan birinin doğru olmadığı) ispatlanmalı ya da burhanın suretinin eksik olduğu ortaya konulmalıdır. Dolayısıyla sonucun kesin olacağı belli değildir… Belki de yanlış olacaktır.

Söylenenlere teveccühle, Allâme’nin burhanının ve benzerlerinin doğruluğunun “sıdk” nazariyesine bile bağlı olmadıkları, aksine bu grup burhanların kendilerinin nazariyelerin doğruluk(larının) ölçütü oldukları anlaşılmaktadır.

Burada dikkate şayan bir diğer husus da saygıdeğer eleştirmenin, devamında Russel’in “olumsuz gerçeklik”, Wittgenstein’ın “atomik önermeler” ve Armstrong’un “ikinci derece gerçeklik” nazariyelerine dikkat çekerek şunları söylemesidir:

Hatta totolojiler ( “p v p” gibi) hakkındaki “uygunluk” nazariyesini kabul etmesek dahi, yine de her mümkün evrene karşılık ondaki w ya da p’nin veya p ~’nin doğru olduğunu söyleyebiliriz. Her iki durumda da w’de, p ya da p ~ önermelerini doğru kılan bir gerçeklik mevcuttur.

Elbette ki bu durum sadece totolojiye özgü değildir. Aksine bedîhiyât-ı evveliyeye ve ilk doğru önermelere dayanan her istidlâl bu şekildedir. Bu olgular hiçbir şekilde nazariyelere dayanmamaktadırlar. Aksine teoriler ve nazariyeler bu esaslara göre kurulmaktadırlar.

Allâme’nin Burhanının Yeniden Şekillendirilmesi

Allâme’nin ikinci burhanına bakıldığında, onun sıddîkîn burhanının aşağıdaki gibi şekilleneceği görülecektir:

Her evrende ya gerçekten bir gerçeklik vardır ya da gerçekten bir gerçeklik yoktur. (Paradoksun imkânsızlığı ilkesi)

Her evrende gerçekten bir gerçeklik vardır. (Varsayım)

Her evrende gerçekliği olan bir gerçeklik vardır. (II’den)

Her evrende bir gerçeklik vardır. (III’ten)

Her evrende gerçekten bir gerçeklik yoktur. (Varsayım)

Her evrende gerçekliği olmayan bir gerçeklik vardır. (V’ten)

Her evrende bir gerçeklik vardır. (VI’dan)

Dolayısıyla her evrende bir gerçeklik vardır. (I, II, IV, V, VII (fâsıl’ın kaldırılmasıyla)

Her varsayımsal evrende w ya Vâcibu’l-Vücûd mevcuttur ya da mümkinu’l-vücûd… (bedîhî)

Her varsayımsal evrende mümkün varlıklar w imkânî varlıklar mevcut değildir. (Varsayım)

Her varsayımsal evrende mümkün varlıkların gerçekten de bir gerçekliği vardır. (VII’den)

Ne vakit varsayımsal bir evrende bir gerçeklik mümkün varlık olmazsa, Vâcibu’l-Vücûd olacaktır. (bedîhî).

Mümkün varlıkların madum olduğu her varsayımsal evrende bir gerçeklik vardır. (X’dan ve XI’den ) Ki onun gerçekliği Vâcibu’l-Vücûd olacaktır.

Dolayısıyla her varsayımsal evrende w Vâcibu’l-Vücûd mevcuttur.

Burhanın açıklaması şu şekildedir: Her varsayımsal evreni ya Vâcibu’l-Vücûd doldurmuştur ya da mümkinu’l-vücûd. Eğer Vâcibu’l-Vücûd (Zorunlu Varlık) doldurmuşsa, bu durumda O mevcut olacaktır. Eğer bu varsayımsal evreni mümkün varlıklar doldurmuşsa, bu durumda içinde mümkün varlıkların bulunduğu bu varsayımsal evrene karşılık içinde mümkün varlıkların bulunmadığı başka bir mümkün evrenin olup olmadığını sormak gerekecektir. Zira mümkün varlık, yok olması bir paradoks doğurmayan varlıktır. O halde içinde mümkün varlıkların olmadığı bu varsayımsal evrende, bir Vâcibu’l-Vücûd’un olması gerekecektir. Dolayısıyla buradan Vâcibu’l-Vücûd’un varlığı ispatlanmış olmaktadır.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar