Bir medeniyeti tanımanın en iyi yolu, onun manevi meselelerle etkileşim şekli ve ahlakî standartlara bağlılık derecesidir. Öyle ki, her medeniyetin bu ölçüt ile incelenmesi, o medeniyetin kültürel ve sosyal sistemlerinin genel resmini çizmektedir. "Ahlak" ile kastedilen şeyin sadece bireysel ve toplumsal davranış olmadığı açıktır. Daha ziyade, aklın temel anlayışına dayanan “doğal güzellik ve doğal çirkinlik” diyebileceğimiz “doğuştan gelen” erdemler, yapılması ve yapılmaması gerekenler koleksiyonundan ibaret olup insanların genelinin derk ettiği konuların bütünüdür. Bir medeniyet, ahlâkî ölçütlere riayet etmek veya bunların hepsini ya da bir kısmını hiçe saymak üzerine şekillenmiş olabilir. Allame Tabâtabâî, "ahlak"ın tanımı ve açıklamasında şöyle yazıyor:
“Ahlâk ilmi, insanın bitkisel, hayvansal ve insani kudretleriyle ilgili özelliklerini ele alan ve insani melekeleri üzerinde duran bir ilimdir. Hedefi nefisteki faziletleri/erdemleri rezaletlerden ayırt etmektir; nefsani yeteneklerden hangilerinin iyi olduğunu, erdem sayıldığını ve insanı kemale ulaştıracağını, hangilerinin ise rezalet olduğunu ve insan için eksiklik sayıldığını beyan eder. Âdemoğlu bunları tanıdıktan sonra kendisini faziletlerle/erdemlerle süsler ve rezaletlerden/kötülüklerden uzaklaşır. Netice ise deruni erdemlerin gereği olan güzel davranışlar sergilemesidir. Böylece insani toplumda umumî övgüyü kazanır ve camiada güzel bir intiba bırakır, ilmî ve ameli saadetini kemale ulaştırır.” (Tabâtabâî: Aynı kaynak, c.1, s.370).
3.2.1. Kur’an’da Ahlak
İslam medeniyetinde ahlak, “çirkin huylardan arınıp güzel huylarla süslenmektir”. Kur’an’da ahlak ile ilgili kavramların en önemlilerinden bir “tezkiye” sözcüğüdür. Tezkiye, nefsi kötülüklerden temizlemek manasına gelir ve bu da Allah’a yakınlaşarak ruhu güzelleştirmekle olur. Allame Tabâtabâî, ahlakı karaktere dönüştürmeyi ve maneviyata bağlılığı medeniyetle aynı görmekte, ahlakı karakterine dönüştürmemiş (çirkin huyları kendisinden çıkarmamış ve iyi huyları kendinde içselleştirmemiş) kimseyi ise medeniyetten yoksun saymaktadır. (Tabâtabâî: Aynı kaynak, c.1, s.375). “Tezkiye”, yani insanı terbiye edip maneviyat yoluna sevk etmek, peygamberlerin gönderiliş hedeflerinden biri olarak tanımlanmıştır. (Cuma/2, Bakara/129, Âli İmran/164). Kur’an’ın mantığına göre ancak kendisini tezkiye edip arındıran kimse kurtuluş ve felaha erebilir. “قد افلح من زکّاَهَا” (Şems/9). Bu ayetlerde geçen “tezkiye”den maksat, nefsi geliştirmek ve terbiye etmektir. (Tabâtabâî, Aynı kaynak, c.20, 298). İnsanları tezkiye etmekten maksat ise halkı faziletli ahlakî davranışlara alıştırmak; böylece onların bireysel olarak güzel nam salıp insaniyetinde kemale ulaşmasıdır. (Tabâtabâî, Aynı kaynak, c.19, s.265).
Tüm peygamberler, ilahî ayetleri insanlara okusunlar, halkın ruhunu ve nefsini temizleyip parlatsınlar; böylece onların düşünce, ahlak ve davranışlarına güzellik ve liyakati öğretsinler diye gönderilmişlerdir. (Tusi: Bita, c.10, s.4 ve Kasımi: 1418, c.9, s.228). İslam’ın Yüce Peygamberi de kendisinden nakledilen rivayette nübüvvetinin asıl hedefinin “ahlakî erdemleri tamamlamak” olduğunu şu cümleyle ifade etmiştir:
“بُعِثْتُ لِأُتَمِّمَ مَكَارِمَ الْأَخْلَاق”, “Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.” (Meclisi: 1405, 97, s.372).
"Ahlak ve Maneviyat", İslam'ın kutsal hedeflerini ilerletmek için gerekli olan en önemli temellerden biri olarak kabul edilir ve şiddetle tavsiye edilir. Bu tavsiye birkaç temel noktayı içermektedir:
Birincisi: Ahlak ve maneviyatın ehemmiyetiyle birlikte toplumun ahlakî istihkama olan ihtiyacıdır. İmam Hamaney bu hususta şöyle buyurdular: Maneviyat; ihlas, fedakârlık, tevekkül, iman gibi manevi değerleri öne çıkarmak manasına gelir. Ahlak ise hayırseverlik, affetmek, muhtaç durumda olana yardım etmek, doğruluk, şecaat, tevazu, özgüven ve diğer güzel huylar gibi üstün erdemleri riayet etmek anlamındadır. Maneviyat ve ahlak bireysel ve toplumsal tüm hareket ve aktivitelerin yönünü belirleyici role sahip olup toplumun temel ihtiyacıdır. Bunların varlığı yaşam muhitini – hatta maddi olanaklar az olsa bile – cennete dönüştürür, bunların yokluğu – hatta her türlü maddi olanaklar bulunsa dahi – cehennem yaratır. (Beyaniyeyi Gami Dovvom, s.8)
İkincisi: Toplumsal ahlakı oluşturmak ve yayılmasını sağlamanın yöntemleri birkaç temel nüktede özetlenebilir: 1. Topluma ahlakî alışkanlıklar kazandırmada şiddet ve baskıdan kaçınmak. 2. Hükümetler ve yetkililerin ahlakî kriterlere bağlılığı. 3. Toplumda maneviyat ve ahlakı yaymak. 4. Ahlakî olmayan merkezlerle mücadele. 5. İnternet ve gelişmiş medya araçlarını akıllıca denetleyip kontrol etmek. (Beyaniyeyi Gami Rehberi, s.8).