İstişrakın Anlamı, Tarihçesi ve Dönemleri

04 December 2025 28 dk okuma 7 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 5 / 7

5. Kilise ve Batının Savunması ve Haçlı Savaşları Aşaması

Beş yüzyıl önce dünyanın İslam’a davet edilmesi Arap Yarımadası’nın doğusu ve batısındaki muhtelif ülkelerde ilgiyle karşılanmıştı. Akılcılığı, İslam akaidinin temellendirilmiş olması, hayat kanunlarının kuşatıcılığı, İslam dininin insancıllığı ve maneviyatçılığı, bunun yanısıra Peygamber’in (s.a.a) ve İslam önderlerinin ahlakı bu dinin Doğulu ve Batılı toplumlardan tarafından özgürce kabul edilmesinin temel etkeniydi. Ama İslam’ın Avrupa’ya, Endülüs’e ve Fransa sınırlarına kadar gelmesi o güne kadar Avrupa’da mutlak hakimiyete sahip Papalık sistemini ve Kiliseyi korkuttu. Bu yüzden miladi onuncu yüzyıldan itibaren Gerbert -10. yüzyılda Fransız rahip-, 11. yüzyılda Muhterem Petrus ve diğerleri gibi papalar ve büyük keşişler İslamiyat ve şarkiyat alanına girdiler, Arapça öğrenip Kur’an-ı Kerim’i tercüme etmeye ve ona eleştiriler yazmaya başladılar.[36]

Ağır ilmî yetersizlik nedeniyle papalık kurumunun bu mücadelede başarısız olması kilisenin askeri çatışma ve fiziksel şiddette kararlı davranmasına, İslam’ın Endülüs’teki medeniyet sarayını yıkarak İslam kültürünün Batıdaki ilerleyişini önlemek için iki yüz yıl sürecek Haçlı savaşlarını başlatmalarına sebep oldu.

Daha mükemmel yeni dinin dünya kültür sahnesinde görünmesiyle Hıristiyanlık dininin tehlikeye düştüğünü gören kilise bütün imkanlarıyla bu dinin kâmil maarifini, Arap milletini, İslam ümmetini ve Doğunun Müslüman ülkelerini tanımaya yöneldi. Böylelikle, birincisi, İslam kültürünün hızlı ilerlemesi karşısında savunma yollarını öğrenebilecek; ikincisi, Hıristiyanlığı propaganda ve müjdeleme, yeni Müslümanları Hıristiyanlığa döndürme ve Doğunun diğer Müslümanlarını Hıristiyan yapmanın yollarını bulacaktı.

Hıristiyan müsteşrik Johann Fück şöyle yazar:

“Batı, sömürgeleri geri alma ve Hıristiyanlığı tekrar yayma motivasyonuyla Doğuyu tanımaya (istişrak) odaklandığından doğaldır ki araştırmaların tutumu gerçeği görmek ve tarafsız davranmak değildi. Aksine Doğuluların isabet alacağı noktaları bulmayı amaçlıyordu. Buradan çıkan bilgi bilimsel ve gerçekçi olamazdı. Bu savaş koşullarında iki grubun birbirini tanımasında sahicilik ve netlik bulunamaz. Doğu toplumlarının Hıristiyanlaştırılması ve evanjelik fikirler müsteşriklerin Kur’an’ı ve Arapça kitapları tercüme etmesinin en temel motivasyonuydu. Çünkü Müslümanlara karşı askeri savaşlar devam ediyorsa da din değiştirme ve inançlarını zayıflatmada başarı sağlanamaması bir yana, Haçlı savaşlarına katılanların İslam medeniyeti ve düşüncesinden etkilendiği ve ona saygı duyduğu görülüyordu.”[37]

Haçlı savaşları hicri 489-791, yani 1090-1291 arasında yaklaşık iki yüz yıl sürdü. Tarihçiler Haçlı savaşlarının süresini hicri 488-690, miladi 1090-1291 olarak kabul etmişlerdir. Ama bazı araştırmacılar Haçlı savaşlarının onüçüncü yüzyılda kesilmediğine inanır. Bilakis mecra değiştirip Afrika’daki İslam ülkelerine yöneldiğini ve hicri 668-792 yılları arasında, yani 1270-1390 yıllarında Haçlı ordusunun Sudan, Fas ve Libya gibi kuzey Afrika ülkelerinde savaşa devam ettiğini savunur.[38] Bu savaşlar o kadar önemliydi ki onlar hakkında bağımsız kitaplar yazıldı. Mesela Dr. Memduh Hüseyin’in el-Hurubu’s-Salibiyye fi Şimali Afrika‘sı gibi.

Siyonist Haçlı Savaşlarının Tamamlayıcısı Olarak İstişrak

Dr. Muhammed Kutub, Leopold Weiss’tan, müsteşriklerin faaliyetlerinin, Haçlı ve siyonist savaşlarının hedeflerini tamamladığı ve gerçekleştirdiğini aktarır. Çünkü savaşlar sadece İslamî hükümet yerine küfrün kudretini geçirmeyi sağlayabilir. Fakat müsteşriklerin kültürel planı, İslamî düşünceleri Müslümanların aklından çıkarmak ve onun yerine Batılı kültür ve değerleri geçirmektir.[39]

6. İslam Medeniyeti ve İlimlerinin 13. Yüzyıldan İtibaren Batıya İntikali

Yüzyıllarca sönük ve karanlık dönemler geçiren Batı, onüçüncü yüzyılda Müslümanların şaşkınlığa düşüren bilimsel ve kültürel gelişmişliğine şahit oldu. Bu yüzden 13. yüzyıldan itibaren Batılılar, özellikle de papalar, kilise sistemi, Batılı devletler ve müsteşrikler Müslümanların bilgi ve uygarlığını öğrenmeye, kendilerini bilimsel olarak geliştirmeye ve kültürel bir hareket başlatma ve yeni bir uygarlık kurmanın temelini oluşturacak adımları atmaya karar verdi.

a) Müslümanların Bilim ve Medeniyetinin Batıya İntikali

Papa Raymundus Lullus[40] müsteşriklerin Arapça ve İslamî maarif eğitimi gördüğü ilk merkezin kurucusudur. Lullus 1232 yılında İspanya’nın Malaga adasında doğdu. Müslümanlar ile Hıristiyanlar arasındaki sıcak Haçlı savaşları sırasında dünyaya geldi ve o atmosferde yetişti. Bu nedenle kalbinde İslam’a şiddetli bir kin vardı. Babası Fas’ta Müslümanlara karşı savaşa katılmıştı.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar