10- Mevlana

04 December 2025 32 dk okuma 7 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 4 / 7

Bu arada biz, Mevlânâ’nın eserlerinde bulunan şatahiyatlara, kabul edilemeyecek görüş ve düşüncelere, boş iddialara ve kullanılan kötü kelimelere rağmen tasavvuf ve irfanda yüce bir makama sahip olduğuna, sözlerini ve şiirlerini en ileri derecede anlaşılabilir, akıcı ve güzel şekilde yazdığına, eserleriyle aşina olan kimselerin, bu eserlerin irfanî, edebî ve eğitimsel bilimlerle ilgili birçok hakikati içerdiğini gördüklerine, bu hakikatlerin, yüce irfanî inceliklerin, sırların ve eğitimsel noktaların incelemeye tabi tutulmadan geçilemeyeceğine inanıyoruz.

Mevlânâ’nın şahsiyeti çeşitli açılardan dikkat ve değerlendirme konusudur. Mesela marifetinin genişliği ve derinliği, sûfîyane ve ârifane bakışı, aşk âleminde yanması, kelamî bakışı, Şems-i Tebrizî karşısında kayıtsız şartsız teslimiyeti ve fenası, semahı ve vecdi, mezhebi eğilimleri (sünni veya şii) ve üzerinde durma imkânımızın olmadığı onlarca diğer konu sayılabilir. Burada Mevlânâ’nın şahsiyetini göstermek amacıyla mezhebi eğilimlerini, sûfîyâne ve ârifâne bakışını ve de felsefî düşüncesini incelemeye çalışacağız.

Mezhebî Eğilimi

Mevlânâ Hanefî mezhebine mensup bir ailede dünyaya geldi ve yetişti. Şüphesiz kendisi de Ehl-i Sünnet mezhebindendi. Gazi Nurullah Şuşterî, Mevlânâ’nın bazı şiirlerine dayanarak onu Şia olarak tanıtmaya çalışmıştır. Şiiliğin temelinin İmam Ali’ye (a.s) ve Peygamber’in (s.a.a) Ehlibeyt’ine marifet olduğuna inanan Üstad Celaleddin Hümayî bu ruhun Mevlânâ’nın ruhunda tamamen görüldüğünü, Mesnevî ve Divan-ı Kebir’de yazdıklarında Hz. Ali’ye (a.s) ve Peygamber’in (s.a.a) Ehlibeyt’ine duyduğu muhabbetin açıkça göze çarptığını söyler. Bununla beraber o, İmam Ali’yi (a.s) seven manasında Şia’dır.

Ancak bize göre Mevlânâ her ne kadar İmam Ali’ye (a.s) ve Peygamber’in (s.a.a) Ehlibeyt’ine çok saygı göstermiş, onlara yönelmiş, özellikle de İmam Ali’ye özel bir bağlılık duymuş, onu her nebinin ve her velinin iftiharı, benzersiz, baştanbaşa akıl ve şuhûd, hak ve bâtıl ölçüsü, gaybı gören göz sahibi, mürüvvetin, ihlâsın ve yiğitliğin tecessümü gibi sıfatlarla anmış olsa da bu durum onun Şiî olduğunu göstermez. Zira bütün sûfî tarikatları kendilerini Hz. Ali’ye (a.s) bağlı görür ve bunu kendileri için büyük bir iftihar sayarlar. Bu esas üzere kendi meclislerinde tevhidiyeyi ve Hz. Resulullah’ın (s.a.a) menkıbelerini okuduktan sonra Hz. Ali’yi (a.s) överler, sonra irfanî merasimlerine başlarlar. Mevlânâ’nın fıkhî hükümleri içeren şiirlerinde de Ehl-i Sünnet mezhebinden olduğu aşikârdır. Buna binaen Mevlânâ’nın özel anlamıyla Şia olduğu, eserlerine ve ahvaline bakıldığında uzak bir ihtimaldir ve ispatı mümkün değildir.

Sûfiyâne ve Ârifane Bakışı

Mevlânâ’nın sûfiyâne ve ârifâne bakışının temel kaynağı ve hakiki cevheri, hatta irfanının omurgası aşktır. Bu, ilâhî marifet ve işrâkla iç içe bir aşktır. Hamuru kendinden kopmak ve Allah’ta fâni olmak olan bir aşktır. Bu aşktan kasıt şehveti yakan, kibri yakan ve hevesi yakan bir aşktır; maddî ve hayvanî bir aşk değil. Mevlânâ’nın tabiriyle böyle bir aşk put yakmak, puta tapmak ve beşeri bir kusurdur:

Bir rengin peşinde olan aşklar

Aşk değil, sonunda bir kusurdur

Suret kadehlerinden içip mest olma

Ki put yapan ve puta tapan olma

Mevlânâ’nın irfanî marifetinin yapısı ve Mesnevî’nin temel mihveri olan, muhtelif çehrelerle ve cilvelerle, çeşitli kıssalarda kendisinden bahsettiği aşk, gaybdan insana açılan bir kapıdır. İnsanın salt fenaya kadar kendisiyle uçabileceği güçlü ve atik bir binektir. İlim ve akıl asla ona denk değildir.

Mevlânâ aşkın, ruhsal sorunları ve derinliklerdeki hastalıkları iyileştiren, tenakuzları gideren, dağılmaları, kinleri ve düşmanlıkları yok eden ve insanı varlık, yokluk, zaman, mekân, dünya ve ahiret bağlarından kurtaran büyük bir iksir olduğunu iddia eder. Aşk şüpheyi giderir ve yerine sebat getirir:

Aşkı sürekli olarak açıklayacak olsam

Yüz kıyamet geçer, yine de yarım kalır

Çünkü kıyametin tarihi, sınırı vardır

Tanrı vasfı olan yerde nasıl sınır vardır?

Aşkın beş yüz kanadı vardır; kanatların her biri

Arşın yücelerinden yerin altına kadar uzanır

Mevlânâ’nın irfanının omurgasını oluşturan şeyden genişçe bahsetmek gerektiği açıktır. İlerdeki konularda bundan yine bahsedeceğiz.

Felsefî Düşüncenin Eleştirilmesi

Mevlânâ, felsefî düşünceyi kalp sefasına engel, kemâl yolunun yolcularına set, hakikatlerin anlaşılmasında yetersiz, insanı yaratılışın asıl hedefine ulaştırmada aciz görüyor. Aklın cedel meseleleri alanında güçlü ve keskin olduğuna; ama iman doğurmadığına, güven vermediğine ve sebat yaratmadığına inanıyor.

Mevlânâ’nın bu bâbdaki şiirlerinin mecmuasından aklı hesapçı, ihtiyatlı, alıkoyucu, abus, kuru, geçici, noksan, yetersiz, sınırlı, âfet yaratan ve benzeri gördüğü anlaşılıyor. Buna karşın aşk özgürlük veren, vesveseleri yok eden, mutluluk bahşeden, harekete geçiren, şevke getiren, temiz, pervasız ve benzeridir.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar