Bazı ulu’l azm peygamberleri gönderilmesiyle gerçekleşen tarihin değişim aşaması incelendikten sonra duanın bu bölümünün ikinci kısmında yüce İslam Peygamber’inin (s) özellikleri açıklanarak tarihin daha mütekamil bir merhalesine geçiliyor. Bu merhale Allah’ın son peygamberinin gönderilmesiyle oluşmuştur. Bu konuyu Mükerrem İslam Peygamberinin (s) özelliklerinin sayıldığı duanın bu bölümünde bulmak mümkündür. Tüm yaratılmışların efendisi, seçilmişlerin özü, seçilmişlerin en büyüğü, Allah’ın güvendiği kimselerin en değerlisi, olarak Hz. Peygamber’in (s) seçilmesi, Hz. Peygamber’in diğer tüm peygamberlerden açık ve net bir şekilde üstün olduğunu ifade ediyor. Bunun sonucunda Hz. Peygamberin biseti de kendine özgü özelliklere sahip olacaktır. Bu çerçevede, Hz. Peygamberin bisetinin insanları ve cinleri içeren genel ve kapsamlı biseti, onun şeriatının ve risaletinin doğudan batıya her yere şamil olması, korku ve dehşete muzaffer olması, Hz. Peygamber’in (s) en iyi melekler tarafından korunması ve nihayet onun dininin diğer dinlere galip gelmesinin vaat edilmesi sayılabilir.
Dolayısıyla şunu söylemek mümkündür: Eğer alemin büluğ ve tekamülü, ulu’l- azm peygamberlerin bisetiyle başlamışsa Peygamberlerin sonuncusunun (s) gelişiyle de bu büluğ yeni bir aşamaya geçmiştir. Bu büluğ ve tekamül, böylesine kemallere ve derecelere sahip olan bir elçinin eliyle gerçekleştirilmelidir. (Diğer peygamberler, onun sahip olduğu bu özelliklere sahip değildir.) O halde tarihe hakim olacak olan odur. Aleme galip olan odur. İnsanlık toplumunun nihai hidayet ve tekamülünü elinde tutmaktadır. İşte bu Allah Teala’nın mükerrem İslam Peygamberine (s) olan kazasıdır.
Üçüncü kısım:
وذلک بعد أن بوّئتَه مبوّء صدقٍ من اهله....
Duanın bu bölümünün üçüncü kısmında Hz. Peygamber’in (s) vasileri, onların Peygamber’in hedeflerini ilerletmedeki rolü söz konusu edilmiş ve sonuç olarak o yüce insanların hidayetinin vesilesiyle tarihin tekamül seyri ele alınmıştır.
Her ne kadar bu bölümün birinci kısmında özet olarak diğer ulu’l azm peygamberlerin vesayeti meselesinden bahsedilmişse de: وتخیرتَ له أوصیاء مستحفظاً بعد مستحفظ، ولی در این بخش، ماجرای وصایت وجانشینی پیامبر اسلام (صلی الله علیه وآله وسلم)
Bu bölümde İslam Peygamberinin (s) vesayeti meselesi ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Bu da onun tarihin bu aşamasında temel bir role sahip olduğunu göstermektedir. Zira Allah Teala’nın Peygamber-i Ekrem’e (s) yönelik kazası, onun vasilerinin yoluyla –ki onlar Allah’ın seçtiği velilerdir- devam etmektedir. Yani Allah tarafından Hz. Peygamber’in vasileri olarak seçilen Peygamber ailesinin tümü aynı nurdandır. Allah, onlar arasında Peygamberine özel bir konum vermiştir ve Kur’an’ın ayetlerinde risaletinin tek ücretini Allah yoluna adım atmak olarak açıklamıştır. Bir başka ayette de o aileyi sevmeyi (meveddet) risaletin tek ücreti olarak tanıtmıştır. Bunlardan anlaşılıyor ki Allah yolunda adım atmak olan risalet ücreti, Ehlibeyt’i (as) sevmekten başka bir şey değildir. Öyleyse risaletin devamı, Resul’ün ailesinin korunmasıyla anlam kazanmakta, onların çektiği her bela, Peygamber’in çektiği bela olarak sayılmaktadır. İnsanlık toplumunda onların vesilesiyle gerçekleşen herhangi bir hidayet de Allah’ın Resulünün hidayeti olarak değerlendirilmektedir. Yani toplumun hidayetinin bir bölümü Hz. Peygamberin (s) diğer bölümü de onun Ehlibeytinin uhdesindedir. Bu yüzden Hz. Peygamber’in döneminin sona ermesinden sonra hemen Müminlerin Emiri Ali’nin (as) vesayeti meselesini ele almış ve ona ayrıntılı bir şekilde değinmiştir. Bu da Hz. Ali’nin toplumun tarihi hidayeti sırasında kendi vesayeti vesilesiyle oynadığı kilit rolün bir göstergesidir. Bu da ortaya koymaktadır ki vesayetin asli zuhuru, Hz. Ali’dedir (as) ve şu ifade ile اذْ کان هو المنذر ولکل قوم هاد Muhatabına şunu bildirmektedir: Hz. Peygamberin bereketli hayatı dönemindeki tarihi hidayet merhalesinde Hz. Peygamber’in (as) uyarıcılığı (inzar) tek başına yeterli değildir. Onun uyarıcılığının ve tarihi hidayetinin yanında onun temiz Ehlibeytinin ve özellikle de Hz. Ali’nin devam eden hidayetinin de olması lazımdır.