İmam Hasan Askerî’nin (a.s) şehadeti Hicrî 260 yılının Rebiulevvel’in sekizinci gününde Cuma günü sabah namazından sonra gerçekleşti. İmam’ın (a.s) üzücü şahadet haberi bütün Samerra’ya hızlı bir şekilde yayıldı ve bütün halk İmam’ın evine doğru yürüdü. Pazarların ve resmî dairelerin tamamı tatil edildi. Halk gruplar hâlinde İmam’ın (a.s) evi etrafında matem tutarak ağıt yaktılar, öyleki Samerra şehri mahşer gününe döndü.
Samerra şehri tarih boyunca böyle bir cenaze merasimi görmemişti, çeşitli gruplardan ve inançlardan olan insanlar dalga dalga İmam’ın evine akın ediyor ve bir araya geldiklerinde o yüce İmam’ın faziletinden, özeliklerinden ve sıfatından bahsediyor ve İmam’ı kaybetmenin, Müslümanlar için telafi edilemez bir hazine olduğunu ifade ediyorlardı.
Osman b. Said Amrî İmam Askerî’nin (a.s) gusül, kefen ve defin işleri için görevlendirildi. İmam Askerî’nin (a.s) kardeşi Cafer, İmam’ın (a.s) cenaze namazını kılmak istedi, ancak İmam Mehdi (a.f.) ansızın ortaya çıkarak şöyle buyurdu:
“Ey amca! Geriye çekil, zira ben babama namaz kılmak için daha evlayım”.
c) Serdab’ın Gerçekliliği
İmam Mehdi (a.f.) nerede ve nasıl kayboldu? Acaba babasının evinin bodrum katında bulunan odada mı kayboldu ve henüz orada mı?
Bu konuda Şia’ya birçok iftira atarak şöyle diyorlar: Şia, Abbasî halifesinin askerlerinin İmam Mehdi’yi (a.f.) tutuklamak için onun Samerra’daki evine saldırdırdığına, o esnada onun Serdab’da saklandığına ve o günden bu güne kadar aç susuz yaşadığına ve bir gün zuhur edeceğine inanır. Bu öykü İmam Mehdi’nin (a.f.) “Sahib-i Serdap” lakabıyla isimlendirilmesine sebep olacak kadar meşhur olmuştur.
Oysa Şia kaynaklarında ve İmamiyye kitaplarında Serdab’ın adı bile yer almaz.
Ehlisünnet yazarları kendi eserlerinde bu görüşlerinde ısrar ederler ki maalesef onların bazıları bu sözle Şia’ya saldrımayı hedeflemiştir.
Onlar Şialar’ın İmamlar’ını Serdab’ta aradığını ve o noktadan zuhur etmesini beklediklerini zannederler. Bundan ötürü Şia’ya pek çok iftira atmış ve bu konuda kendilerini Şia kaynaklarına müracaat etme zahmetine sokmamışlardır.
Olayın hakikati şudur: İmam Mehdi (a.f.) doğumundan itibaren baskı altındaydı ve maslahat gereği doğum ve yaşamı aşikâr değildi. Muhterem babasının vefatından sonra İmam Mehdi’nin (a.f.) Gaybet-i Sugra dönemi başladı. İmam Mehdi (a.f.) babası için cenaze namazı ve defninden sonra eve girdi ve artık onu kimse toplum içerisinde görmedi.
Şia hadislerine göre İmam Mehdi (a.f.) halk içerisinde yaşıyor ve hac mevsiminde hacca gidiyor, ancak halk onu tanımıyor.
Sözü edilen evin iki bölümü vardı: Bir bölümü erkekler için ve diğer bölümü kadınlar içindir. Bu bölümlerin yanında bir de odaların altında sıcak günlerde ev halkının yaşadığı Serdab (Sıcaktan korunmak için bir nevi zemin kat) vardır.
Şia odaların altındaki bu zemin kat bölümüne (Serdab) değer verir, zira İmam Hâdî (a.s.), İmam Askerî (a.s) ve İmam Mehdi (a.f.) burada yaşıyor ve Allah-u Teâlâ’ya ibadet ediyorlardı. Dolayısıyla Şialar’ın dinî rehber ve önderleri unvanında olanlar, onlarla ilgili olan bu yeri saygın bilmeleri gayet doğaldır. Bütün din ve mezhepler arasında kutsal yerlere değer verilir ve Şia’da burasını “Bu ışık, o evlerdedir ki Allah, oralarda adının yüceltilmesine ve anılmasına izin vermiştir” ayetinin somut örneği bilir. Sonuç itibariyle Şialar’ın bu yere saygı göstermeleri, muhaliflerin karalamalarının kapsamına girmez.
Özetle Hz. Mehdi’nin (a.f.) Samerra Serdab’ında gaybete çekilmesi ve bu mekânda yaşaması iftiradan başka bir şey olmayıp Şia’nın büyük âlimlerinin hiçbirisi böyle bir şeyi kabul etmemiş ve etmeyeceklerdir.
d) Gaybetin Felsefesi
Gaybetin felsefesi ve zuhuru beklemenin rolü, İmam Mehdi’nin (a.f.) yaşamı ve yaşam etkinlikleri, ömrünün uzunluğu ve zuhur ve zuhur sonrası hadiseler gibi konular, tarih ilmiyle değil, kelâm ilmiyle alâkalı olup bu konuların kendi yerinde araştırılması gerekir. Bununla birlikte “Tam kuru olmaktansa yarım ıslaklık daha iyidir” babından bu kitapta bu konuların bazılarına kısaca işaret edilmiştir. Bu sebeple Peygamber-i Ekrem (s.a.a.) ve Ehlibeyt’in (a.s) dilinde İmam Mehdi’nin (a.f.) Gaybetinin hikmetinin ne olduğunu görmek için kısaca rivayetleri gözden geçireceğiz.
1- İlâhî Sırlardan Bir Sır
İmam Mehdi’nin (a.f.) Gaybeti, İlâhî sırlardan bir sır olup bu sırrın hikmeti insanlardan saklıdır ve yalnızca, o zuhur ettikten sonra bu sır aşikâr olacaktır. Peygamber-i Ekrem (s.a.a.) şöyle buyuruyor:
“Ey Câbir! Gaybet İlâhî emir ve İlâhî sırlardan birisidir, hikmeti kullara gizli kılınmıştır”.
İmam Sâdık (a.s) şöyle buyuruyor: