Abdullah Bosnevî

04 December 2025 33 dk okuma 9 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 5 / 9

Şu halde, yakîn mertebelerinden ilm-i yakîn olan birinci nev, nübüvvet ve risaletin iktiza ettirdiklerindendir. Üçüncü nev, nübüvvet ve risaletin gereklerinden değildir. Bilakis müşriklerin istihzasından kaynaklanan hüzün ve ıstıraptan, göğsün sıkışması ve ateş basmasından kurtulup mutluluk, huzur ve rahatlamanın hâsıl olduğu ve kendisiyle yakînin keşfedildiği velayetinin gereklerindendir. Çünkü nübüvvetin rütbesi ve davetin mansıbı onu iktiza eder. Öyleyse Allah Teala, ona müşriklerin laflarından hüzünlenmekten kurtarıp huzur verirken ve münafıkların ahvalinin iç daraltmasından göğsünü ferahlatırken şöyle buyurmaktadır:

“و لقد نعلم انک یضیق صدرک ممّا یقولون و سبّح بحمد ربّک و کن من السّاجدین و اعبد ربّک حتی یأتیک الیقین”

Şu halde yakîn mertebesinin birinci nevi, nübüvvet cihetiyle Mustafa’ya -aleyhisselam- mahsustur. Mesela “انّا کفیناک المستهزئین یجعلون مع اللّٰه إلها آخر فسوف تعملون” ayeti muhbir melek vasıtasıyla nazil olduğunda onların tepetakla ve helak olmasından önce onların helak olacağını ilmu’l-yakîn biliyordu. Çünkü helak etme Hakkın fiilidir ve Hak, onların helak olacağını haber vermiştir. Rasulün (s.a.a) memur edildiği ve Allah’ın yakîni bahşetmeyi ona bağladığı tesbih, secde ve ibadet ise Rasulün fiilidir. O halde tespih, secde ve ibadet Rasulden -aleyhisselam- hâsıl olduğu ve ona yakîn geldiğinde o yakîn, aynu’l-yakîn idi ve yakînin mertebeleri sırasıyla aynu’l-yakînin ardından da ilmu’l-yakîn gelir.

O hazretteki ibadetten sonra gelen o yakînin bu sebebinden sonra onun birinci mertebesi, risalet hazretine müşriklerden kaynaklanan iç daraltmasını onun nuruyla kalpten izale eden aynu’l-yakîndi. O mertebeden geçtikten sonra ubudiyyetin kemaliyle ehadiyyet hazretine ne kadar teveccüh gösterirse yakîni o kadar artacaktır. Öyleyse o yakîne bir mertebede hakku’l-yakîn adı konur ve ondan daha yüksek bir mertebede ise hakikatu’l-yakîn adı konur;

إلی أن تنهی إلی الحضرة العلمیة التی هی محلّ ارتسام الاشیاء و الحضرة العمائیة التی هی حضرة تمیز الأسماء

Nitekim o yakîn ve şühudun ötesinde hiçbir yakîn yoktur.

Bilmek gerekir ki, risalet, hak ve ümmet arasında bir vasıtadır. Nübüvvet ise nebi ve ümmet arasında bir vasıtadır. Velayet de hak ve rasul arasında bir vasıtadır. Öyleyse Seyyidimiz (s.a.a) mahza kuldur ve mahza ubudiyyet onun zâtının vasfıdır. Bu nedenle Hak Teala onu “kulum” diye adlandırmış ve şöyle buyurmuştur: “سبحان الذی أسری بعبده” Şu halde o, ubudiyyet cihetiyle keşif ve yakîn sahibi, şühud ve temkin sahibidir. Öyleyse o, bu âli rütbeden ümmetin hidayeti için nübüvvet rütbesi ve davetle gönderilmiş ve bu yüce konum, halkı davet meşguliyeti sebebiyle kendi ubudiyyetinden ve hakkı keşif ve şühuddan perdelenmiş, müşriklerin ta’n ve istihzasından dolayı göğüs sıkışmasına katlanmak zorunda kalmıştır. Velayet ve ubudiyyet ciheti olan bâtınına açılıp ferahlama, keşif, yakîn, şühud ve hak bahşedilmiştir. Nübüvvet ve davet ciheti olan zâhirine de halkı ve kesreti şühud ile iç daralması ve gam zevki bahşedilmiştir. O halde Rasül (s.a.a) risalet ve nübüvvet vasıtası, hilafet ve davet rabıtasıyla üns ve vahdet mertebesinden, kurb ve izzet hazretinden ümmetinin arasına indiğinde ve onları davetle meşgul olmaya başladığında Kureyş’ten bir cemaatten, daveti sebebiyle Allah’ın hakkında ve Kur’an hakkında bazı sözler işitti. Bunun üzerine onların sözlerinden dolayı Hazret’in göğsü sıkıştı ve nihayetinde de ona ateş bastı. Hal böyle olunca Allah Teala Mustafa’ya o sıkışma ve hüzünden huzur ve rahatlama, o iç daralması ve şiddetten mutluluk ve ferahlık buyurdu, onlara karşı koyma ve onlardan mücadeleden sırt çevirmeyi emretti ve dedi ki:

“فاصدع بما تؤمر و أعرض عن المشرکین”

Çünkü onlara karşı koymak göğsünün sıkışmasına sebep oluyor, hile ve tuzaklara maruz kalmasına yol açıyordu. Nihayet;

“انّا کفیناک المستهزئین یجعلون مع اللّٰه إلها آخر فسوف تعملون”

Kavliyle onların tepetakla ve helak edilecekleri haberi verildi. Bunun üzerine bu haber Mustafa’nın kalbini onların istihzasının üzüntüsünden kurtardı, hüdustan intikal ve o sözlerden etkilenmekten takdis etti. Onu takyidden, oradan meb’us edildiği ehadiyyet hazretinde ubudiyyet mertebesi ve içe kapanma mertebesi olan ekmeliyyet mertebesine yöneldiğine işaret buyurdu. Hak binefsih, o mertebede ona vekil ve ona halife oldu. Nitekim “انّا کفیناک” kavli buna delalet etmektedir. Yine kâmil manada istiğna ile Mustafa -aleyhisselam- hakkında “و لقد نعلم انک یضیق صدرک ممّا یقولون” kavliyle onu rahata erdirip ferahlık sundu. Onun göğsünü sıkıştıranın bilgisini zikrederek onların sözlerinden göğsünün sıkışmasına inşirah verdi. Tekrar onu “و سبّح بحمد ربّک و کن من السّاجدین و اعبد ربّک حتّی یأتیک الیقین” kavliyle Rabbu’l-Erbab olan Rabbine hamda, zâtının vasfı olan secdeye, ubudiyyet rütbesinin muktezası olan ibadete emretti, ta ki yakîn ve şühud gelene dek.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar