Halbuki Emeviler ve Mervaniler özellikle de Ehlibeyt’e en büyük düşmanlığı besleyen Mervan bin Hakem ve oğulları, böylesi bir şeyi söz konusu etmemiştir. Aynı şekilde bir müddet Hicaz’da, Irak’ta ve Yemen’de hüküm süren ve Ehlibeyte ve taraftarlarına çok kötü davranan Abdullah bin Zübeyir ve kardeşleri de Beni Hasan’ı rakip olarak görmedikleri için böyle bir iftirada bulunmamıştır. Halbuki eğer böyle bir şey gerçek olmuş olsaydı, İslam dünyasına Abbasilerden çok daha fazla hakim olan Emeviler, Mervaniler ve Zübeyriler bunu mutlaka dile getirirdi. Ayrıca Mansur’un sözlerini dikkatle incelediğimizde, onun sözlerine herhangi bir dayanak getirmediğini görüyoruz. Sadece kendi başına Hasan bin Ali şöyle şöyle yaptı diyor; bunun da hiçbir değeri ve itibarı yoktur.
3- Tarihçilerin söyledikleri
Abbasilerin hilafeti döneminde İslam toplumlarında birtakım değişimler meydana geldi. Bu kalıcı değişimlerden biri de tarh yazıcılığı ve tarih kitaplarının telifidir. Çok sayıda Müslüman alim İslam tarihi ve Müslümanların tarihine dair kitaplar yazdı. Halifelerin ve dini önderlerin hayatlarına dair kitaplar kaleme alındı. İmam Hasan Mücteba (AS) ile ilgili olarak bazıları insaflı davrandı ve onun şahsiyetini gerçekçi bir şekilde yazdı. İfrata veya tefrite düşen bazıları ise onun şahsiyetini değiştirdiler ve onun evlenip boşanmaları konusunda yalan yanlış şeyler yazdılar. Bu tür tarihçilerin bir kısmı inat ve düşmanlık, bir kısmı cehalet ve saflık sebebiyle İmam Hasan’ın çok evlenip boşandığını söz konusu edip yaydılar.
Ebu Abdullah Vakıdi (ölümü hicri 207) Ebu’l Hasan Medaini (ölümü hicri 225), Ahmed bin Yahya Belazuri, (ölümü hicri 279) Ebu Talib Mekki (ölümü hicri 380) gibi şahısların hepsi, Abbasi dönemi tarihçileridir. Bunlar, bu tür iğrenç şeyleri İmam Hasan’a isnat eden kişilerdendir. Daha sonraki tarihçiler, onların söylediklerini aldılar ve pireyi deve yaptılar. Böylece İmam Hasan Mücteba’nın (AS) çok evlenip boşandığına dair iftiralar, tedricen tarihçilerin kitaplarında (Hem Şii hem de Ehli Sünnet kitaplarında) yer almaya başladı. Bazıları onun hanımlarının sayısını yetmiş, bazıları iki yüz elli, bazıları üç yüz, bazıları da bu söylenenlerden çok daha fazla olduğunu hiçbir belgeye dayandırmaksızın kendi sözleri olarak yazdılar.
Burada meşhur tarihçilerden bazılarının sözlerine işaret edelim:
Ebu Abdullah Muhammed bin Ömer Vakıdi, Abbasi hilafetinin ilk tarihçilerinden biridir. İmam Hasan Mücteba’nın çok evlenip boşandığı yalanını dillere düşüren kişidir. Ondan şöyle nakledilmiştir: “Vakıdi bize Ali bin Ömer’den, o babasından, o da Ali bin Hüseyin’den şöyle nakletti. Hasan bin Ali kadınları çok boşardı.”
Vakıdi, sadece Şii alimleri tarafından değil, birçok Ehli Sünnet rical alimi tarafından da güvenilir bulunmamış bir tarihçi ve hadisçidir. Hadis naklinde zayıf kimselerden kabul edilir bu yüzden de onun rivayetlerine itibar edilmez. Bazı rical alimlerinin onunla ilgili söylediklerine bakalım:
Ebu Naim İsfahani: Muhammed bin Ömer el-Vakıdi, Bağdat Kadısı, Malik ve Muammer’den hadisleri terk edilmiştir. Buhari dedi.
Darekutni: Muhammed bin Ömer el-Vakıdi, hakkında ihtilaf vardır. Hadislerinde açıkça zayıflığı var.
İbn Şahin Bağdadi: Muhammed bin Ömer el-Vakıdi, hadislerini yazmaz. Bir diğer yerde de şöyle dedi: Vakıdi hiçbir şeydir.
Şunu da hatırlatmak gerekir ki o, ilk Abbasi halifesinden Memun’un hilafetine kadar olan dönemi idrak etmiştir. O, Medine halkındandır ve bu kentte yaşadı. Fakat geçim sıkıntısı onu Harun Reşid’in Bağdat’taki sarayına sürükledi ve ilminden ve zekasından yararlandı. “Ridde” kitabının mukaddimesinde Vakıdi’nin öğrencisi İbn Saad’dan naklen onun Medine’de geçim sıkıntısı çektiğini, Irak’a hicret ettiğini, Ababsi halifesinin bağışlarından yararlandığını söylemiştir.
İbn Saad (Tabakat-ı Kubra sahibi) şöyle rivayet ediyor: Vakıdi’nin Irak’a göç etme sebebi, aşırı borçları ve geçim sıkıntısıdır. Bu durum Vakıdi’nin dilinden şöyle nakledilmiştir: Devran bizim için zorlaştı. Hanımım Ümm Abdullah bana dedi ki: Ey Ebu Abdullah neden Medine’de çakılıp kaldın. Müminlerin Emiri Harun’un Veziri (Yahya bin Halid Bermeki) seni tanıdı ve Bağdat’a dönüp de durum istikrar kazandığında senin de Bağdat’a gitmeni istedi. (Vakıdi diyor ki) bunun üzerine Medine’den ayrılıp Irak’a yola koyuldum.
O, Bağdat’a varınca halife ve beraberindekilerin Şam’ın (Suriye’nin) Rakka bölgesine gittiğini öğrendi. Bunun üzerine o da Rakka’ya gitti ve onlara katıldı. Yahya Bermeki ona ikramlarda ve bağışlarda bulundu. Aynı şekilde Harun da ona bağışlarda bulundu. O kadar ki Vakıdi’nin kendisi bu konuda şöyle dedi: Sultan bana altı yüz bin dirhem verdi; öyle ki onun zekatı bana vacip oldu.
O, sonra Bağdat’a geri döndü. Harun’un yanında onun üstün bir makamı vardı. Bu yüzden Harun onu Bağdat’ın doğu kısmının kadısı yaptı. Yakut Hamavi’nin (Mucemu’l Udeba sahibinin zikrettiğine) göre, Abbasi halifesi Memun’un döneminde de onun konumu oldukça güçlüydü. Memun Horasan’dan Bağdat’a gelince onu ordularının Doğu Bağdat’taki kadısı yaptı.