1- İslam İrfanında Velâyet

04 December 2025 57 dk okuma 13 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 10 / 13

Biliyorsun ki, resûl ve nebî, makamları ve halleri keşfedemez ve hakikatleri izhar edemez. Ama zâti şuhûd ve onun sonuçları olan ilm-i yakîn ile âlim-i billah sıfatı taşıdıkları ve velî oldukları için Hak Subhânehu ve Teâlâ, Resûl’e (s.a.a.), nübüvvet ve risâletinin değil, ilminin artmasını istemeyi emretmiştir. Bu bakımdan nübüvvet ve risâletin aidiyeti dünyevî hâledir. Velâyet ise uhrevî hâlle ilgilidir. Böyle olunca mecburen Resûl (s.a.a.), Allah’a doğru teveccühün icabı olanı, velâyet mertebelerinde ilerleme verâsetine yönelmeyi ve en yüksek mertebeye mahsus ilimleri idrak etmeyi sağlayacak her mertebeye yükselmeyi istemeye memur edilmiştir. Şu halde ilim talep etmenin emredilmesi, velâyet mertebelerinde yükselmenin emredilmesidir. Çünkü bir şeyin gereğini edinmenin emredilmesi, onun olmazsa olmazının edinilmesinin de emredilmesi demektir.

İbnü’l-Arabî, sözünün devamında velâyetin bekası, nübüvvet ve risâletin ise kesintiye uğraması hususunda bir noktayı hatırlatmaktadır. O da şudur: Velî, Allah’ın ismidir ve onda kesintinin manası yoktur. Fakat resûl ve nebî böyle değildir. Risâlet ve nübüvvet tabii ki, velâyetin tüm mertebelerinde değil, bazı mertebelerindeki hâllerdendir. İbnü’l-Arabî, velâyeti nübüvvetin hakikati ve bâtını görmekle kalmamakta, bilakis velâyeti kulluğun tüm mertebelerinin bâtını ve hakikati kabul etmektedir. Ayrıca yalnızca bu kelimenin dinin bütün hakikatini kapsadığına inanmaktadır. Çünkü her şeyden önce Allah’ın ismidir ve asla kesintiye uğramamaktadır. Sürekliliği vardır. Risâlet ve nübüvvetin aksine dünyaya mahsus değildir. Kur’an’ın ifadesiyle “وَلِيِّي فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ/Hem dünyada hem de ahrette velî”dir. İkincisi, nebîler ve Resûller, velâyetin yüklerinden bir yükü ve tezahürlerinden bir tezahürü taşırlar. Bu, onlara münhasır da değildir. Bu nedenle Fütûhât’ta şöyle yazar:

Evliyâ içinde, Allah’ın, velâyetlerini nübüvvetlerine yerleştirdiği enbiyâ vardır. Onlar, Allah’ın kendisine seçtiği insanlardır. Bu yüzden nübüvvet makamı velâyette hususî bir makamdır ve velâyet mertebelerinde bir rütbe sayılmaktadır. Evliyâ içinde, velâyetlerini sadakatlerine yerleştirdiği sâdıklar vardır. Onlar, imanları delilden hâsıl olmamış, hatta delile bile ihtiyaç duymayan seçkin mü’minlerdir. Bunların sebebi, yakınlaşma ve kavuşmadır... Evliyâ içinde, Allah’ın huzurunda ilim platformunda duran şühedâ vardır. Bunların velâyeti, şuhûd ve huzurlarındadır... Evliyâ içinde, velâyetleri imanlarının kıymetinde olan sâlihler vardır. Hiçbir halel imanlarına yol bulamaz...

Bu şekilde devam ederek evliyâ ve velâyet örneklerinden âyet ve rivâyetlerde zikredilmiş makamlardan onlarcasını sayar. Bunların tamamı, farklı mertebe ve merhale özelliklerinin varlığına rağmen bir şeyde ortaktırlar. O da Allah’a yaklaşma, Allah’a doğru sülûk ve tertemiz Allah’a muhabbet şarabını içmektir.

İbnü’l-Arabî’nin Fütûhât’ında, velî ve velâyeti tanımak bakımından etkisiz sayılamayacak bir diğer açıklamayı daha zikredeceğiz. İbnü’l-Arabî şöyle yazar:

Allah’ın evliyâsında görülen rubûbiyyet kokulu her vasıf ve sıfat, ilâhî hilafet âdâbından sayılmaktadır, velâyet âdâbından değil. (Çünkü Allah’ın halifesi, ilâhî hilafete seçilen ve Allah’ın ism-i a‘zamının tecelli mahalli olan evliyâdan tercih edilmiştir. Her ne kadar bu unvan da velâyetin geneline dâhilse de Allah’ın halifesinin velâyeti bütün velâyetlerin üstündedir. Bunun değerlendirilmesi ve konumu daha önce geçmişti.)

Velî yardım eder, yardım istemez. Halife ise bazen yardım eder, bazen de yardım ister. Zaman ve tarih hiçbir zaman münakaşa edenlerden boş kalmamıştır. Velî, Allah konusunda hoşgörü sahibi ve affedici değildir. Bu gibi durumlarda müsamaha gösteren hiç kimse velî değildir. Çünkü velî, hiçbir şeyi Cenâb-ı Hakk’a tercih etmez. Velî Allah’a mahsustur. Tamamen Allah içindir. Ama halife bazen Allah içindir, bazen de O’nun yarattıkları için. Bazen Cenâb-ı Hakk’ı tercih eder ve Allah için gayret sarf eder, bazen de kulları tercih eder ve onlar için istiğfarda bulunur. Oysa onlardan, velînin gayretini harekete geçiren işler çıkabilir.

Allah’ın halifesi; Allah’ın, âdâbını kendi üzerine aldığı kimselerdir. Halife bazen, münafıklar hakkında nâzil olan âyet (onlar için yetmiş kere de tevbe etsen Allah onları bağışlamayacaktır) karşısında der ki: “Yetmiş kereden fazla istiğfar edeceğim.” Allah Resûlü’nün (s.a.a.) buyurduğu gibi. Bazen Rı’lân, Zekvân ve Usayya gibi kabilelere lanet eder. Dikkat edin, bu iki hâl arasında ne büyük mesafe vardır. Fakat asla haller arasında farklılık yoktur. Ama halifenin halleri arasında ihtilaf vardır. Bu sebeple, velî hiçbir zaman ithama maruz kalmaz. Ama halife bazen, zâhiren çatışan davranışları yüzünden ithama maruz kalabilir. O halde evliyânın âdâbı, gazap edilenlere gazap etmek ve hiçbir zaman bu ahlakta değişiklik göstermemektir. Razı olunandan da razıdır. Bu tarz üzerinde sabittir. Ama halife razı olunandan razıdır, lakin gazaba uğrayanlarla ilgili kimi zaman affetmeyi seçer, kimi zaman da gazaplanır.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar