1. Karanlık nefsî hicaplar.
2. Akılcı nuranî hicaplar.
3. Ruhanî nurlu hicaplar.
Sâlik bu hicapları bir kenara attığında Hakk’ın cemâlini müşâhede edecek ve kendi zâtından da fâni olacaktır. Bu, fenâ makamıdır. Sır, gizli saklı ve en gizli buradadır. Birinci sefer (yolculuk) bu şekilde tamamlanır ve sâlikin varlığı, hakkânî varlık olarak Allah’a kavuşur. Bu makamda o, mahv halini yaşamaktadır ve kendisinden şathiyyât sâdır olması mümkündür. Bu makamda eğer ilâhî inayet elini tutarsa yaşadığı mahviyet üzerinden kalkar ve kulluğunu ikrar eder. Bu, rubûbiyyetten başını çıkardıktan sonradır.
Ardından şöyle der:
Sonra birinci sefer tamamlandığında ikinci sefere başlar. O da Hak ile birlikte Hak’tan Hakk’a yolculuktur. Hak’la birlikte yolculuk yapması, sâlikin birinci seferi tamamladığı bu aşamada velâyete ulaşmıştır ve o, artık Allah’ın velîsidir. O’ndan ayrı değildir, varlığı hakkânî bir varlıktır ve Hakk’a vâsıl olmuştur. Sonra kemâlâta doğru yolculuk ve ilâhî isimlerin tamamını maksat bilmek olan sefere başlar. Allah’ın onun açısından yarar görmediği ve ona ifşa etmediği sırlar hariç.
Bu seferin neticesi, sâlikin velâyetinin tamamına ermesi ve kemal bulmasıdır. Bu seferinde mükemmel velî olacak; zât, sıfat ve fiilleri Allah’ın zât, sıfat ve fiillerinde fenâya ulaşacaktır. Bu seferde ulaştığı fenâ seviyesi, birinci seferde elde ettiğinden daha yukarıya erişecektir. Çünkü bu aşamada fâni olmasında da fâni olur. Bu makama irfan ıstılahında “ahfâ”, en gizli denir. Burada velâyet dairesi tamamlanmış ve kemale ermiş, ikinci sefer son bulmuştur. Artık üçüncü sefere başlayabilir.
Görüldüğü gibi, sâlik, birinci seferi tamamlamakla artık Allah’ın evliyâsı sayılmaktadır. Bu velâyet nihayet kemal derecesine ulaştığında ikinci seferi de gerçekleştirmiş demektir. Merhum İmam Humeynî, aynı kitabın onuncu vemizinde ilk bakışta fâni olma halini ikinci seferde değerlendirerek şöyle buyurmaktadır:
Bu iki seferde eğer sâlikin enâniyetinden bir şey kaldıysa şeytanı aşikâr olmuş demektir ve ona rubûbiyyet vesvesesi veriyordur. Şathiyyât buradan kaynaklanır. Küfür içeren sözlerin sâlikin dilinden dökülmesi demek olan şath ve şathiyyât, sâlikin ve sülûkun noksan olmasındandır. Bunun sebebi de varlığında benlik ve bencilliğin bâki kalmasıdır. Mürşid ve üstada ihtiyaç duyulmasının nedeni de işte budur.
İmam, aynı kitapta tevhidin erkânını dört olarak tarif etmiştir. Bu erkândan her birinin de fenâ bahsi gibi üç derecesi vardır. Nitekim mutlak fenâ üç aşama kabul edilmiştir: Fiiller, sıfatlar ve zâtta fâni olmak. Bu fenâ, tevhidin dört rüknün her bir aşamasında amele dökülmelidir ki, birinci ve ikinci sefer gerçekleşebilsin. İmam’ın açıklamalarının çok yararlı olacağı düşüncesiyle kendisinin buyurduğu noktaları özetle aktaracağız.
İslam İrfanında Tevhidin Erkânı
1. Rükûn: Tahmîd Rüknü
Tahmîd (övmek), tevhidin ilk rüknüdür. Tahmîd, fiillerde tevhide dönüktür. Elbette ki, rükûnlerin tamamında üç aşama ve derece vardır. Değindiğimiz gibi, biri zâhirdir, diğer iki tanesi ise bâtındır ve tevhidin rüknûnde gizlidir. Zâhir olan tahmîd, fiillerde tevhiddir. Sıfatlarda ve zâtta tevhid ise gizlidir. Bu tevhidde sâlikin görevi ve maksadı, tafsilatlı armağanların tamamını Allah’ın mutlak lütfu olarak görmek ve O’na hamd etmektir. Tüm hamd ve övgüyü Allah’a mahsus kıldığında bütün lütuf ve güzelliklerin O’ndan geldiğini görecektir. Bu, Allah’ın mutlak meşîetinin ta kendisi tafsilatlı lütufları ilâhî mutlak armağanın tecellisi görmesini sağlayan, fiillerde tevhidden başka bir şey değildir. Mutlak meşîet de zi’l-vecihte fâni vechullahtır. Hamd ettiğimizde zâhir olan, fiillere hamddır. Ama fiillerin ardında bu lütufların menşei olan O’nun sıfatları vardır. Dolayısıyla bir vasıtayla sıfatlara da hamd etmiş olmaktayız. Sıfatlar zâtın tecellileridir. Öyleyse zâta da hamd etmiş oluyoruz. Bu, tevhidin ilk rüknüdür ve bu şekilde hamd edenler O’nda fâni olmaya varmaktadır.
2. Rükûn: Tehlîl
Tehlîlle peşine düştüğümüz, tevhidin zâhirî sıfatlarda tevhiddir. Bâtını ise zât ve fiilde tevhiddir. Bu makamda sâlik, bütün cemâl, kemal, güzellik ve kıymeti Hz. Hakk’ın cemâl, kemal, güzellik ve kıymeti olarak görür. Çünkü ulûhiyyeti reddediyor ve kemâlât, güzellik, cemâl ve kıymetin tamamının Hak subhânehu ve teâlânın güzellik, cemâl ve kemâlâtında izmihlale uğradığını, var olan her güzelliğin O’nun tecellilerinden biri olduğunu izhar ediyoruz. İşte burada başımızı O’nun güzelliği karşısında tazimle eğiyor ve sadece O’nu ulûhiyyetle övüp yüceltiyoruz. Güzel fiilleri ve güzel sıfatları, kıymet ve cemali itiraf etmenin ötesinde zâtın güzelliği gizlidir. Tehîilde tevhid, vasıtayla fiilde tevhid ve zâtta tevhide de dönüktür.
3. Rükûn: Tekbir
Tekbir makamı ve rüknü, zâtta tevhide dönüktür. Çünkü tekbirin manasını açıklarken rivâyette şöyle denmiştir:
“اکبر من ان یوصف/Vasfedilir olmaktan daha büyük.”