İş bir kez çığırından çıktığında evrim karşıtı ilahiyat, önüne geleni biçen reddiyeci bir kılıca tabii ki dönüşecektir. Evrim karşıtı ilahiyatın tek hedefinin evrim ideolojisinin militanları olmaması, İslam düşünce ve bilim tarihinde evrimci yaratılışa inanan büyük filozofları, ulemayı ve müfessirleri de hedef alması bundandır. Evrimci yaratılışa inanan Müslüman filozof ve ulemanın hem modern bilimsel yöntemin paleontoloji verilerine dayanılarak, hem İbrani kaynaklara itibar edilerek, hem de modern evrim tartışmasının çerçevesi hesaba katılarak reddedilmesi, bugünkü anti-evrim ilahiyatının Gelenek ve onun Usül’ünü reddeden tabiatını da ele vermektedir. Gelenek, İslami ilimlerin oluşturduğu güçlü mecradır ve Müslüman aklın yenilenme dönemlerinde kullandığı ihya, ıslah, tecdit imkânları ancak bu mecrada kalındığı takdirde İslam uleması tarafından meşru kabul edilmiştir. Oysa bugünkü anti-evrim ilahiyatının mimarları, modernite havzasının disiplini paleontolojiye tabi olup İslam’ın Gelenek mecrasından çıkarak gerçekleştirdikleri bilgi üretimi ile meşru ve makbul Usül’e aykırı davranmış olmaktadırlar.
Evrimci yaratılışa inanan Müslüman filozoflar ve müfessirlerin tutumunu değerlendirirken bakılması gereken nokta, o dönemlerde paleontolojinin bugünkü fosil bulgularının henüz elde olmadığı ve Müslüman ulemanın da bu yüzden evrimci yaratılışı yanlışlıkla savunduğu değildir. Eski ulemanın, canlı hayatın sudan yaratıldığını anlatan ayetler başta olmak üzere diğer birçok ayet ve rivayete dayanarak savunduğu canlıların ortak atadan geldiğine dair inancının, bugünkü bilimsel bulgularla yanlışlandığı varsayılsa bile asıl sorun veya asıl önemli nokta, evrimin yaşanıp yaşanmadığı değil, bu ulemanın yaratılış hikâyesi olarak bilinen İbrani anlatıma itibar etmemiş olmamasıdır. Anti-evrim ilahiyatının dinî bilgi olarak önümüze sürdüğü İbrani yaratılış hikâyesi eğer gerçekten dinî bir senaryo olsaydı ulema o bilgi karşısında, onu kabul etmeyen, hatta yanlışlayan bir görüş beyan edemezdi. Bu çok önemli bir noktadır. Ulema, İbrani yaratılış mitolojisini Kur’an ayetlerine dayanarak reddetmiş ve bunun aksine, insanın zaman içinde gelişip “en güzel kıvamı (ahsenu tavim)” bulduğu fikrini savunmuştur. Müslüman filozoflar ve ulemanın Kur’an’a dayanarak savunduğu evrimci yaratılışın Darwin’in teorisine benzemeyen yanlarına ve bu konudaki detaylara girmiyoruz.
Bugünkü anti-evrim ilahiyatçılarının sadece paleontolojinin bulgularına dayanarak bu ulemanın Kur’an’ın bu konudaki açık ayetlerine dayanan düşüncesini reddettiğini, buna mukabil Kur’an’da hiçbir şekilde doğrulanamayacak İbrani anlatımı benimsediğini belirtmek gerekir!
Yaratılış konusunda bilinen anlatımı öne süren İbrani mitolojiye ilişkin çok önemli bir soru var: “Allah ensestle bir ırk kurmuş olabilir mi?”
İbrani kaynaklara inanan ve gözleri evrimi reddetmekten başka bir şey görmeyenler bunun mecburi olduğu izahını getiriyorlar. Evrimden kaçarken enseste yakalanmak ve bu yolla ortaya çıkmış bir ırkın üyesi olmayı kabul etmek çok mu iftihar verici bir hikâyedir?
Bir soru da şudur: Eğer Allah ensestle ırk yarattıysa, bu, ensestin özü ve doğası gereği (bizzat) değil, teşrii (kararlaştırılmış, talimatlı) bir yasak olduğunu gösterir. Yani ensest, yaratılışın anlamına ve doğasına aykırı olduğu için değil, mesela Yahudilerin Cumartesi günü avlanma yasağında olduğu gibi, yasaklandığı için mi haramdır? Neresinden bakarsak bakalım elimizdeki yaratılış mitolojisi akıl dışıdır ve dinin temel ilkelerine aykırıdır.
Yaratılış senaryosuyla ilgili rivayet çok olmasına ve detaylı anlatımlar bulunmasına rağmen hiçbiri ikna edici değildir. Ayetlerden hiçbir dayanaklarının olmaması, eldeki rivayetlerin, İbrani yaratılış mitolojisini doğrulamak üzere uydurulduğunu veya bu yönde yorumlana yorumlana günümüze kalıplaşmış mevcut halleriyle geldiklerini gösteriyor.
Eski zamanlarda İbrani yaratılış mitolojisinin yeterince sorgulanmaması, yaratılış meselesinin bugünkü gibi inancı reddetme veya savunma davasının konusu olmamasındandır. Böyle olunca da kassasların anlattığı hikâyeler uzun gecelerin eğlenceli geçmesini sağlamış olmalıdır. Demek ki o vakitler hiç kimse bu meselenin hayati bir konu olduğunu düşünmüyordu. İnsan ister çamurdan heykel olarak yaratılmış olsun, ister başka şekilde var edilmiş olsun, meselenin pratiğe ve itikada tesir eden bir tarafı yoktu. Fakat günümüz itibariyle anlamakta güçlük çektiğimiz şey, Darwin’in Hıristiyanlığın bilimsel bilgisini sarsmasından Müslümanların neden alınganlık yaptıklarıdır. Galiba Müslümanlar, pozitivizm/ateizm, yaratılış hikâyesini iptal eden bir teori olarak evrimi selamlayıp propaganda savaşına başlayınca paniğe kapıldılar.