Tevessül

04 December 2025 34 dk okuma 8 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 7 / 8

On dokuzuncu asırda spiritüalizm ilmi (ruhlarla haberleşme) gelişmiştir. Dünyanın en büyük araştırmacıları tarafından yapılan bir dizi mütalaalar ve dakik deneylerden sonra, bu bilimin hakikatine ulaşmışlardır. Amerika ve Avrupa’da ruh çağırma olayı artık bilim dünyasına girmiştir. Ruh çağırma seanslarında, ruhlar tarafından bilim adamları için müşahede ve keşfolan bilgi ve hakikatlerden şu netice alınabilir ki; insan, katiyen bedeninin dışında ölümle yok olmayan müstakil bir ruha sahiptir. Ölenlerin ruhlarının, yaşayanlarla olan irtibatı, ruhun istiklal ve bekasına ve Allah’ın izniyle birçok işi yapabileceklerine en güzel delildir.

Dünya kafesinden kurtulan iyi ve takvalı ruhların idrakları çoğalmıştır. Kendi yükselişlerinde zaman ve mekân sınırını aşarak kolayca gökyüzünün derinliklerine ve denizlere yol bularak aynı azametle onları müşahede ederler.

Sedd-i Zerai

Dr. Muhammed b. Sa’d Suveyir, Şeyh Abdulaziz b. Bin Baz gibi bazı Vahhabi âlimleri şöyle söylüyor: “Dinin özünü ve cevherini bilen din âlimleri için teberrük ve tevessül caizdir. Fakat avam halk için haramdır. Çünkü onlar, şirke duçar oluyor ve yavaş yavaş Peygamber, evliya ve eserlerinin, hacetlerinin verilmesinde ve zararların defedilmesinde zati açıdan etkili olduğuna inanıyorlar. Bu yüzden sedd-i zerai babından onları tevessül ve teberrükten uzak tutmak gerekir.”

Tenkit ve İnceleme

Dünya İslâmi Mezhepler Yakınlaştırma Kurulu Genel Sekreteri Ayetullah Vaizzade Horasani’nin cevabı şudur: “Herhangi bir amelin kati delille caiz veya müstehap olduğu ispatlandığı zaman, cahilleri şirke duçar olma korkusuyla mutlak surette ondan menetmek caiz değildir. Eğer caiz olmuş olsaydı Peygamber, (s.a.a) kendisi sedd-i zerai babından halkı, teberrükten, kabirleri ziyaretten veya Haceru’l-Esvede el sürmekten men etmeliydi. Sedd-i zerai’nin ölçüsü, din âlimlerinin gözlemleridir.

Tevessül Yüzünden Şia’nın Tekfir Edilmesi

İbn Teymiyye, tevessülün haramlığı hakkında sahip olduğu taassuba rağmen şöyle diyordu: “Bu konu ihtilaflıdır ve tevessül eden birinin tekfir edilmesi haram ve günahtır. Hiç kimse, Peygamber’in vefatından sonra ona tevessül edenin kâfir olduğunu söylememiştir. Çünkü delilleri açık olmayan müphem bir konudur. Küfür, bilerek dinin zaruretlerinden birisi inkâr edildiğinde gerçekleşir. Tevessül edeni tekfir eden, en şiddetli bir şekilde cezalandırılmalıdır.”

Maalesef cahilce taassuplar ve istikbarın müdahalesi sebebiyle, daha çok Ehlisünnet ve Vahhabiler arasında olan ihtilaf, bilinçli olarak Şia-Sünni ihtilafına çekilmiş ve belli odaklarca Şia, hacetlerini Allah’tan gayrısından isteyen müşrikler olarak tanıtılıp kâfirlikle itham edilmelerine sebep olmuştur. Hâlbuki Ayetullah Vaizzade Horasani’nin söylediği gibi tevessül ve teberrükü caiz bilmeyenler, İslâm dünyası âlimlerinin umumu karşısında azınlıktadırlar. Onlar, yedi asır boyunca muhaliflerini ikna edememişlerdir.

Bu yüzden İbn Teymiyye’nin açık itirafıyla, konu ihtilaflıdır ve küfür hükmü, dinin zaruretlerinden birisini inkâr edenler hakkında doğrudur.

En Halis Tevhit Şia’nın Dualarındadır

Şialar, Peygamber ve Ehlibeyt’in önderliğinde ibadette en halis tevhide sahiptirler. Öyle ki halıya secde etmezler. Çünkü İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Dünya ehli yiyecek ve giyeceklerin kuludur ve namaz kılanın alnını, dünya perestlerin mabuduna koyması sahih değildir.”

Aynı şekilde, Şialar her zaman Peygamber ve Ehlibeyt’ten gelen dualardan istifade ederler. Bu dualarda bütün istekler Allah’tandır. Ehlibeyt İmamları, halkı bütün teveccühlerini zahire yöneltip içeriği unutmaktan menetmişlerdir. Merhum Ayetullah el-Uzma Burucerdi, üzerinde kubbe resmi olan mühürlere secdeden menetmişlerdi ve Ayetullah el-Uzma Burucerdi ve İmam Humeyni, avamdan bazılarının İmam Rıza’nın (a.s) türbesinde yaptıkları gibi eşik öpme hakkında, açıkça kendi risalelerinde şöyle yazmışlardır: “

Allah’tan başkasına secde etmek haramdır. Avam halktan, İmamların kabri karşısında alnını yere koyanlar, bunu Allah’a şükür için yapıyorlarsa sakıncası yoktur aksi halde haramdır.”

Ehlibeyt Dualarına Bakış

Ehlisünnetin büyük âlimi Seyyid Mahmud Alusi’nin de kendi tefsirinde itiraf ettiği gibi, Ehlibeyt’ten (a.s) gelen duaların hiçbirisinde Peygamber’in zatına tevessül zikredilmemiştir.

Biz, İmamiyye’nin dua kitaplarından olan Mefatihu’l-Cinan’a baktığımızda İmamların dualarının hepsinde Allah’tan istediklerini görürüz. Bütün hitaplar “Allah’ım” “Ya Allah” “Ya Rab” ve Hak Teâla’nın, “ya rahman” “ya rahim” “ya zu’l-Celali ve’l-İkram” gibi sıfatlarıdır. Peygamber ve İmamlara tevessül duası hakkında merhum üstat Seyyid Muhammed Hasan Musevi şöyle yazıyor: “Salih müminlere tevessülden maksat, zorluk ve sıkıntıdan kurtulmaları için onların Allah katında dua etmeleridir. Çünkü o yüce insanların duası kabul olur.”

Mefatihu’l-Cinan’da bulunan tevessül duası, Ehlisünnet hadisçilerinin hepsinin ittifak ettiği, Peygamber’in görmeyen bir şahsa öğretip gözlerinin şifa bulmasına sebep olan sahih bir rivayettir.

Genel Sonuçlar

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar